cemadrian.yetkin-forum.com
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 İndigo Dergisi

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
TunceR
Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 94
Kayıt tarihi : 06/09/08

MesajKonu: İndigo Dergisi   Paz Eyl. 07, 2008 9:50 am

Ses Dehâsı Cem Adrian

6.5 oktavlık sopranodan basa uzanan, müthiş ses aralığı ve etnik caz yorumuyla, ses eksperlerinin ses dehası olarak dikkatlerini çeken Cem Adrian, Hamburg ve Bremen Müzik Festivalleri’nin açılış konserlerine kadar uzanan bir başarı hikayesinin kahramanı.

Cem Adrian'ın, önceki gece Hayal Kahvesi'nde verdikleri akustik konserin melodileri hala içimizde titreşerek uyandık yağmurlu İstanbul sabahına... Gözlerimi açtığımda aklıma gelen ilk şey Cem'di... Kendimi yollara attım aceleyle; lakin, bir şeyleri aceleye getirmenin anlamsız olduğunu bir kez daha hatırlattı bana kainat. O'nun için yazdığım satırların koruyucusu olan zarfı evde unutmuştum. Onu almak için geri döndüm ve Erdal'la buluşmak üzere İstiklal'in yolunu tuttum yağmurla birlikte... Günü yansıtıyordu yağmur. O'nu, içinden gelen mükemmel kelimelerle yansıtan varlığa ulaşabilmek için kendisini toprağa bırakıyordu adeta... Boşuna değildi... Bizim için "Yağmur" dolu bir gündü... Kulağımda Cem'in sesi, vapur keyfi bambaşkaydı o sabah...

Sokaklarda yanımda dolaşan yağmur

Geceleri başucumda duran yağmur

Avucumda ellerin yerine yağmur

Vur yüzüme...

Vur yüzüme...


Meleklerle Melekler Kahvesi'nde Sohbet...

Röportaj sorularının üzerinden geçmek ve sabah çaylarımızı yudumlamak için bir kafeye girdik; huzur dolu bir günü kucaklamak üzere... Erdal'ın doğum günü için muhteşem bir hediye olmuştu. Üç gibi demiştik Serkan'la... Taksim tarafı... Neresi olsun derken aklımıza gelen ilk yerin ismi beliriverdi telefonun ekranında... İçimizden geleni döktük satırlara: "Meleklerimizi, Melekler Kahvesi'ne bekliyoruz..." Biraz sonra Serkan'dan geldi cevap: "Kanatlarımız ıslanmasın yağmurda. Orada olacağız..."

Yağmurun bu kutsal şehri ıslattığı günde sohbetimize başlıyoruz içimizdeki sonsuz sevgiyle...


Didem: Cem Adrian'ın projelerinden bahseder misin. Kısa dönemde neler yapmayı düşünüyorsun?

Yarın Yağmur'un klibini çekiyoruz. Bu sene çok konser yapmak istiyorum. Albümümdeki şarkıları söylemeyi çok istiyorum. İnsanlarla paylaşmayı istediğim şarkılar yaptım ben ve bu yüzden de onlarla paylaşmak istiyorum. Bunun dışında çok fazla video çekmek istiyorum. Balans konserinde yayınlanan "Sonbahar" klibini diğer sonbahara koyduk. Çok fazla video hazırlayıp bu videoları dvd şeklinde piyasaya sürmek istiyorum. Çok fazla şey istiyorum aslında, insanlarla çok fazla iletişimde olmak istiyorum. Sürekli konserlerde kayıt alıyoruz. Çok nteraktif bir insan olmaya başladım. (Gülüyoruz) Çünkü şimdi ilk albümümün acısını çıkarıyorum.

Didem: Peki Fazıl Say'la proje fikri var mı? Orkestra ile çalışma ya da solo konserler gibi..?

Fazıl Say'la onun işlerini yapıyoruz. Birlikte bir film soundtrack'i üzerinde çalışıyoruz. Bazı kayıtlar için sesimi veriyorum. Fazıl Say'la dostluğumuz da çok iyi devam ediyor ama zaten müzikal olarak da birleşmemiz çok mümkün değil, sadece kesişme noktalarımız vardı. Ve bu kesişme noktaları devam ediyor. Çünkü, benim yolum çok farklı, onunki de her zaman çok farklıydı; ama yolları çok farklı olan insanlar da bir noktada kesişebiliyor. Onu hala çok seviyorum ve saygı duyuyorum; O'nun da saygı ve sevgisi var, bu konuda bir problemimiz yok. Orkestra konusunda... Şimdi, bu albümün konseptinde sert gitarlar var, elektronik var, yaylılar var ya da yumuşak şarkılar var. Bunları farklı konseptlerde birleştirebiliriz. Bu albümün bir caz konseri de olabilir, dün geceki gibi (19 Aralık Hayal Kahvesi) akustik bir versiyonu ya da elektronik versiyonu da olabilir. Ama şu anda kafamda öyle dev bir orkestra ile bir şey yapma fikri yok, çünkü ben duyguları çok minimal yöntemlerle insanlara vermeliyim, bunu seviyorum. Ben, duyguların dev olduğunu düşünüyorum, vermek istediklerimin dev olduğunu düşünüyorum. Tek gitarla da aktarılabileceğine inanıyorum, inanmak istiyorum.

Didem: Cem Adrian'ın sahnedeki duygularını anlatır mısın bize? Transa giriyorsun resmen... Neler yaşıyor?

Ben kendimi videoda izlemekten hoşlanmıyorum. Balans konserinde örneğin, fotoğraflarımı gördüm. Elimde olan bir şey değil. Şarkı söylemek dünyada en sevdiğim şey, benim için vazgeçilmez bir şey. Bunun için yaşıyorum ben zaten. O anda kontrolüm dışında gelişen başka bir şey...Ne yaptığıma dair bir fikrim yok.

Didem: Ya içteki hislerin... Nasıllar..?

Sadece, dışarıdaki her şeyi hissediyorum. Görmüyorum. Ben gözlerim açık şarkı söyleyemem, sevmiyorum.

Didem: Şarkı oluyorsun adeta o anda...

Şarkı bitince de o "şey" bitiyor. Sahnede olmayı sanırım bundan dolayı çok seviyorum. Başka bir yerde böyle bir şey hissetmiyorum.

Didem: İlk konserinden bahseder misin? Bilkent'te Fazıl Say'la çıktığın o konserden?

Çok heyecanlanmıştım ben. İnanılmaz heyecanlıydım. Ama ilk şarkının ilk bir kaç cümlesine kadar. Şarkıya başladığım anda sesim filan kırılmıştı; yani dinlediğimde benim sesim bile değildi. Ama orada da gözlerimi kapatarak bu sorunu çözmüştüm. Büyük bir konserdi benim için. İlk defa akademik bir çevreye, yorumumu dinlemek için gelmiş, benim hakkımda çok büyük şyler duymuş olan insanlara verdiğim ilk büyük konserdi. Ve hayret ediyorum, ilahi bir olay bence, daha sonra kendimi izlediğimde bütün şarkıları çok iyi bir şekilde söylemişim. Ki iki kaydını zaten ilk albüme verdim, "Summertime" ve "Uzun İnce Bir Yoldayım" bu konserdeki kayıtlar. Normalde bu, çok zor yakalanan bir durum. Kusursuz olmalı ki bie albüme koyabilmelisin.

Didem: Sanki konser salonundaki herkes yok olmuştu. Sadece Cem. Salondaki sinerji zaten muhteşemdi.

Bir de ben akademik çevreden hoşlanmazdım o zamana kadar, tanımıyordum. Önyargılılarım vardı, başıma gelenlerden sonra. Akademik çevrenin karşısına çıkıp ben buyum diyebilmek, ama arkanızda Fazıl Say varken, gerçekten enteresan bir duygu. Çünkü o insanlar ince eleyip sık dokuyan, ufak sahne problemlerine dikkat edenler. Bunların benim için hiç bir önemi yok. Ben sahneye çıkarken detone de olurum, şarkı sözlerini de unuturum, hiç sorun değil, umurumda da değil. Ben oradayım ve "sadece" şarkı söylüyorum. Ben sadece o anla ilgilenirim. Bunu dışında, işte daha estetik durayım, daha yakışıklı görüneyim, sesim detone olmasın gibi kaygılarım yok. Ama akademik çevrelerde bunun büyük bir önemi vardır.

Didem: Bence o gecenin o kadar mükemmel olmasının bununla da ilgisi vardı, yani senin bu gibi şeyleri umursamaman...

Beni ilgilendirmiyor. Yani, siyah ayakkabı herkes giyerken ben giymedim. Ayrıca bordo gömlek giydim herkes siyah giyiyorken, gömleğimi dışarı çıkardım. Çünkü ben buyum.

Didem: İçindeki Cem'i paylaşır mısın bizimle? Özdeki Cem nasıl biri?

İkiye ayrılıyor bence insanlar. Biri içiniz ve diğeri de dışarıda olmak zorunda olduğunuz. Ben, Cem Adrian'ı benim dışımda biri olarak görüyorum aslında. O'nun prodüktörüyüm, şarkı yazarıyım. O'nun bir yere gelebilmesii insanlara ulaşabilmesi için elimden geleni yapıyorum. Gerçekten O'nun dışında biri daha var- bunun da içine girerseniz... Edirne'den gelmiş, şarkılar yapan; şarkı yapmak için zor yollardan geçmiş, inatçı, hedefleri olan ve bu hedefleri için her şeyi yapacak olan çok gözü kara bir insan var (Gülüyor). Çok fazla bir şey de söyleyemiyorum aslında. Çok kolay yolları seçip çok farklı yerlerde olabilirdim-olabilirdik. Serkan, müzik hayatım boyunca benimle birlikteydi. Çok kolay yolları seçmedik, hala da seçmiyoruz. Umurumuzda bile değil. Bu yolda gitmeye inat etmişim ve bu inadın bile sebebini bilmeyen biri var karşında (Gülüyoruz). Neden, bunu bile bilmiyorum.

Didem: Bir görevin var buraya gelmenin...

Elbette var. Evet, gerçekten de... Maddi gerçeklikler var bir de. Bunların dışına çıkmamız çok zor. Bu zorluklardan çıkacak olan insanları, onları bir araya toplamak çok zor. Aynı benim gibi... Benim etrafımda hep öyle insanlar var. Tamam, çok para kazanabilirsin. Çünkü yadsınamayacak şeyler var. Sesimin biyolojik özellikleri gibi. Bunları yapmak istemiyorum. Her şey çok gerçek. Ankara'da hiç kimse şunu düşünmedi: ne yapsak satarız? Satarsa satar. Aynen dün geceki ya da Balans'taki konserim gibi. Yani, şöyle yapalım da satalım gibi bir derdim yok. Böyle bir derdim olsa, mesela dün gece sadece ses şovuna yönelik bir konser yapardım. Umrumda bile değil. Bunun üzerine "Ben Geldim" söylüyorum... İçimden gelen bu...

Erdal: Ben biraz daha sıkıştırayım (Gülüşmeler). Bilkent'teki konserinden sonra yaptığın bir röportajda, melekler ve mucizelere inandığını söylemişsin. Burada dikkatimizi çeken ve araştırmaya yönelten şu oldu: Senin sesinin sahip olduğu özelliklerin bin yılda bir geldiğini söyleyenler var, ve benim araştırmalarıma göre eski kadim kitaplarda yeryüzünde çok nadir rastlanan melek seslerden bahsedilir. Senin bu konu hakkındaki düşünceni öğrenebilir miyiz?

Kendimi bir melek olarak görmüyorum öncelikle (Gülüyor) İnsanlara böyle bir amaçla geldiğimi düşünmüyorum. Ben aslında çok sıradan biri olduğumu düşünüyorum, o anlamda. Tamam, sesimin renkleri, biyolojik özellikleri vs olabilir. Bu soruya cevap veremem aslında. Kendime böyle bir bakış açısıyla bakamam. Böyle bir araştırmam da olmadı. Ancak, öyle bir efsane varsa gerçektir. Ama onlardan biri mi olduğuma ben karar veremem. Ancak ben kendimi bir melek olarak görmüyorum.

Erdal: Dikkatimizi çeken bir diğer şey de sahne ve kliplerinde kullandığın, genelde toplum tarafından pek fark edilmeyen semboller. Örneğin sahnede mavi ve mor renkleri kullanıyorsun ağırlıklı olarak. Ya da görüntülerde adeta görünmeyeni göstermeye çalışıyorsun... Hem silinik hem net... Balans konserindeki görüntüler, örneğin eline damlayan bir su damlası, ya da elindeki masmavi bir tüy gibi... (Cem, masmavi tüyü duyunca sımsıcak bir gülümseme beliriveriyor yüzünde)

Hepsi de benim hayatımda çok özel, çok büyük şeyler. Bunları fazla paylaşamayacağım, kendime özel olduğu için, ama hepsi çok çok özel semboller. "Sonbahar"daki elimde tuttuğum tavus kuşu tüyü... Oradan geçen mavi bir kuş tüyü, kelebekler vs. Bunlar benim için gerçekten çok özel semboller; yağmur da buna dahil olmak üzere (Gülüyor). Aslında, benimle aynı hisse sahip insanlar için, benimle aynı düşünen insanlar için zaten bunlar çok önemli semboller. Örneğin kuş tüyüne, kuşun kanadından kopmuş biyolojik bir madde olarak bakmıyorlar. Ya da bir sokak lambasına, ki bunu geçenlerde yine söyledim, bir belediye hizmeti olarak bakmıyorlar. Zaten bu, onlar için de öyle. Yani, o sembolleri kullanıyorum ve onlar bir şekilde ulaşıyorum. Sana, ya da sana (Didem) bir şekilde ulaşıyorum ve sen görünce, işte benim için de böyle bir anlamı var diyorsun. O insanlara ulaşma yöntemim, görsel olarak bu sembolleri kullanmak. Değerli semboller ve o sembollerle o insanları buluyorum ben. Dinleyicilere sadece sesle değil, bu sembollerle de ulaşıyorum ben. Özellikle "Sonbahar"ın klibinde çok kullandım. Ya da "Ben Bu Şarkıyı Sana Yazdım"da kırmızı kuş tüyleri var mesela. Ben, başka bir klipte görseydim, o insan benim için özel olurdu.

Erdal: "Ben Bu Şarkıyı Sana Yazdım" şarkısını sahnede her okuduğunda, onu yazdığın kişi ya da şeye olan özlemin, aşkın ya da her ne ise sanki kat kat artıyor...

Hayatımdaki en özel şarkı ve hayatımdaki en özel insanla bir bağlantı kuruyorum bu şarkıyı söylerken., bunu söyleyebilirim. Bağlantıdayım yani. Tüm şarkılar benim hayatımda özel olabilir , ama bu şarkı çok daha özel.

Erdal: Çünkü, sahnede bu şarkıyı söylerken o kişi oradaymış ya da sen o sahnede değilmişsin gibi...

Ben sanırım bu sorunun cevabını kitabımda anlattım. Özellikle bu şarkı için uzun bir bölüm var. Sanırım o, cevabı olacaktır. Çünkü, gerçekten anlatabileceğim bir durum değil. Konserlerde de mesela, şimdi çok özel bir parça söyleyeceğim derim, çünkü gerçekten de öyle. Belki de yazdığım en güzel şarkı... Bir daha böylesini yapabilir miyim bilmiyorum.

Erdal: Benim bildiğim kadarıyla yaklaşık olarak 250 adet kaydın var. Bunları ne zaman paylaşacaksın?

Konserlerde söylüyorum yavaş yavaş. Dün akşamki konserde iki tanesini söyledim. İnternet sitemde "Uzaklardan"ı yayınladım. Hepsini yayınlamam mümkün değil, albüm halinde. Eski kayıtlar şeklinde internet sitesinden yayınlamak istiyorum Üretimim devam ettiği için.. O şarkılar çok geride kaldı. Hepsi de yayınlayabileceğim şarkılar değil. Çok değişti her şey hayatta; ama yayınlayabileceklerimi yayınlıyorum. Yavaş yavaş paylaşacağım.

Erdal: Teşekkür ederiz Cem Adrian...

Ben teşekkür ederim.

Resmi röportaj bittikten sonra albümümü imzalatmak için CD'yi Cem'e uzattığım arada gelecek konserlerini sordum Serkan ve Cem'e. Ocak sonu gibi Ankara'da, ya da Eskişehir'de konserler gözüküyor sanıyorum. Tam tarih belli değil ama takipte olun derim ben... Ruhuma dokunan bu titreşimden mahrum kalmayın buradaki yaşamda...

Ve işte güne doğan bir yaşamın getirdikleri, benliğiyle birlikte... Huzur dolsun yaşamı ve sevgisi eksik olmasın... İyi ki VARsın...




Didem Çivici | İndigo Dergisi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://cemadrian.yetkin-forum.com
 
İndigo Dergisi
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Stern Dergisi Ropörtajı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Cem Adrian :: Cem Adrian+ :: Röportajlar - Basın-
Buraya geçin: